Buradan başla

Burak Yılmaz

Bir zamanlar kimse beğenmiyordu. Antalyadan Beşiktaşa geldiğinde tanıdık onu ve çok istemiştim Fenerbahçeye gelmesini biraz fazla gönülden istemiş olacağım ki bir sene sonra bu formayla gördüm ikinci tsubasa vakasını yaşamıştı kalbim ve ben daha ozamanlardan hep diyordum bu adamın yeri la liga ve göreceğiz ki şimdi Galatasaraylı olan bu adam yakında la ligada olacak şimdi bana kimse anlatmasın takımının galip gelmesi için kendini yere bile atmış olsa savaşta her yol mubahtır o yeşil sahaya hayatında adım dahi atmamış 90 dk maç oynamamış ve galibiyet sevincini ailesiyle paylaşmamış ve attığı golle 100lerce kişi evine ekmek götürmemişse sen o an ki halinle o adama damga vuramazsın. Burak Yılmaz, Tunca Şanlı, Emre Belezoğlu, Selçuk İnan, Gökhan Gönül, Cihan Veysel, Erman Özgür , Filip Holosko vb bunlar siz eğlenin stres atın diye ölüm pahasına o sahada koşuyorlar. OFT

BESLENME

 

 

Eğer dinlerseniz vücudunuz size bir şeyler söylüyor…!

Doğru beslenme vücut sağlığının korunabilmesi için en önemli unsurların başında gelmektedir, doğru beslenmeden kastedilen şey doğru, yeterli ve dengeli beslenmekdir. Vücudumuzu oluşturan hücrelerin düzenli ve dengeli çalışabilmesi için doğru besin öğelerinden yeterli miktarda almak zorundayız. Vücudumuzun tüm besin maddelerine ihtiyacı vardır. Tek taraflı beslenmek, yani sadece protein veya karbonhidratla beslenmek doğru bir beslenme şekli değildir. Dengeli ve doğru beslenerek, vücudumuzun sağlıklı olabilmesi için vücudumuzun gerçeklerini göz önünde bulundurmak suretiyle alınması gereken vitaminler, mineraller ve lifler gibi önemli besin maddelerinden de almak gerekmektedir.

Ancak beslenme konusunda yapılan en büyük yanlışlık; Vücudumuzun sesine kulak vermemek yada vücudumuzun gerçeklerinden uzak beslenmektir.

Nasıl ki Dizel motorlu bir araca benzin koymamız düşünülemez ise, vücudumuzun gerçeklerini göz ardı ederek beslenmekte aynı derecede sorunlara neden olmaktadır. Oysa eski bir söz vardır “ Ne yersen o’sun ” diye, yani vücudumuzda yaşanan olumlu yada olumsuz herşeyin en önemli nedeni yediklerimiz ve içtiklerimizdir. Yediğimiz her şey, bedenimizdeki hücreleri etkilediği için sonuçta yediğimiz gıdalardan oluşmaktayız yada başka bir deyişle yediklerimiz, içtiklerimiz ve soluduğumuz hava bizim yapı taşlarımızı oluşturmaktadır.Örnek vermek gerekirse karbonhidratları çok tüketen bir kişinin vücudunda insülin üretimi artmakta, artan insülin seviyesi beyindeki serotonin hormon üretimini arttırmakta ve bunun sonucunda kişi daha uykulu daha miskin bir kişi haline gelmektedir.

Vücudun gerçeklerini göz ardı etmeksizin, vücudun sesine kulak vererek doğru beslenme, vücut sağlığı ve insan yaşamının canlılığını koruyabilmesi büyük önem taşımaktadır. Vücudun sesine kulak vermekten neyi anlamak gerekmektedir? Vücut yaradılış olarak bir takım özelliklere sahiptir, neyin yenilmesi yada içilmesi yada neyin neyle yenilmesi gerektiği, hangi özelliklere sahip gıdaların ne miktarda tüketilmesi yada hangi özelliklere sahip gıdaların hiç tüketilmemesi gerektiği bilinmektedir. Vücudumuzun yaradılışı gereği, sağlıklı olabilmesi için vücudun gerçeklerine uygun hareket etmek gerekmektedir, bu kuralların dışına çıkıldığında ise sorunlar başlamaktadır.

Yanlış beslenme, insanların yaşamlarında fiziksel, düşünsel ve ruhsal alanda birçok olumsuzlukların yaşanmasına neden olmakta, hastalıklar ve sorunlar işte bu noktada başlamaktadır.

Vücudumuzda dakikada 10 milyon hücre ölmekte ve bir o kadarı da yenilenmektedir. Ortalama 100 günde, beyin ve sinir hücrelerimiz hariç olmak üzere bütün vücudumuz yenilenmektedir.Vücudun gerçeklerine aykırı, kötü beslenme vücudun yenilenme sistemini aksatmakta ve en önemlisi hastalıklara açık hale getirmektedir.

Biyofizikte “hastalık” sözcüğü vücutta bulunması gereken enerjideki bir eksilme olarak tanımlanmaktadır. Eğer vücutta bulunan enerji kanalları olan çakraları, meridyenleri göz ardı ederek sadece hastalık belirtilerini bir takım kimyasal ilaçlarla tedavi etmeye kalkarsak, o zaman hastalık belirtilerini bastırmak suretiyle hem sorunu daha büyütmüş hem de ertelemiş oluruz, hastalıklarla mücadele ederken semptomları bastırmaya çalışmaktan vazgeçip vücudun sesine kulak vermeliyiz, çünkü hastalıklar vasıtasıyla vücut aslından bize bir şeyler söylemeye çalışmaktadır, hiçbir zaman yalan söylemeyen vücudu dinlemek yerine A hastasına yada B hastasına vücutlarındaki farklılıklara bakmaksızın o kişiye uygun olup olmadığına bile bakmaksızın aynı kimyasal zehiri vererek yada vücudun örneğin kist olarak verdiği mesajı dinlemek ve altında yatan asıl nedeni aramak yerine onu operasyonla almaya çalışmanın vücuda hiçbir yararı olmayacağı artık çok iyi bilinen bilimsel bir gerçektir. Quantum fiziğini esas alarak geliştirilen Biorezonans yöntemi ile ilaçların frekansları vasıtasıyla kişiye uygun olup olmadığını belirlemek mümkün olmaktadır.

VÜCUT VE ASİDİTE

Hücrelerimiz, dokularımız ve beslenmek için tükettiğimiz tüm gıda maddeleri, vücudumuzda asidik artıkların oluşmasına sebep olmaktadır. Sözde modern, günümüz yaşamı maalesef vücudumuzdan atılması gereken bu asidik atıkların vücudumuzdan tamamen atılmasına olanak tanımamakta ve sürekli birikmesine neden olarak hem birçok hastalığa davet çıkarmakta hem de hızlı bir şekilde yaşlanma sürecini başlatmaktadır.

İnsan vücudunun sağlıklı kalabilmesi için alkali yapıda kalabilmesinin önemi büyüktür, yaşayan tüm varlıklar pH dengesine, diğer bir deyişle asit-alkali dengesine çok duyarlıdırlar ve sindirim sistemi gibi bazı istisnalar dışında, nötre yakın oldukları zaman sağlıklı işleyişini sürdürebilmektedirler, pH değerlerindeki ufak değişiklikler bile vücut kimyasında ve genel sağlığımızda önemli değişikliklere neden olabilmektedir, bu nedenle vücudumuzdaki pH değerini dengede tutmak amacıyla amino asitlerden oluşan pH tamponları, kanımızın olması gereken pH seviyesinde tutulmasına yardımcı olurlar. 8.8 pH derecesi ile vücudumuzun en alkali sıvısı olan pankreas sıvısı, mideden aşırı derecede asidik olarak gelen yiyecekleri nötralize etmek amacıyla kullanılır, ancak vücudun gerçeklerinin göz ardı edilmesi suretiyle beslenmemiz durumunda bütün bu tamponlar yetersiz kalmakta ve ciddi kronik rahatsızlıklar söz konusu olabilmektedir.

Sağlıklı insan kanının pH’ı hafif alkali ve 7.4 civarında olmalıdır, vücudumuz kan pH’ını 7.3-7.45 arasında tutmaya çalışır, pH’ın 7.35’in altında olması Asidosis, 7.45’in üstünde olması ise Alkalosis olduğunu göstermektedir, kanın pH’ından bahsederken daima

1

karbondioksitten arınmış olan atardamardaki kandan söz etmekteyiz, atardamardaki kanın pH’ı düşerse önemli sorunlar yaşayabiliriz, örneğin bu değerin pH’ının 6.95 olması önce koma sonrada ölüme neden olacaktır.

Kanın pH derecesi inanılmaz derecede hassas ve önemlidir. pH değerindeki ufacık farklar bile büyük önem taşımaktadır, örneğin pH 6 değeri pH 7 değerine göre 10 kat, pH 8 değerine göre 100 kat daha fazla asidiktir.

Diğer taraftan sağlıklı bir insanda gece dinlenme süresinden sonra sabah saatlerindeki ilk idrarın pH’ı 5.5-6 arasındadır, uyku sırasında vücut kendisini yenilemek amacıyla büyük bir çaba göstererek artıkları temizleyip idrarda toplar, tükrüğün pH’ı ise yediklerimiz ve içtiklerimize bağlı olarak gün boyunca değişmekle birlikte sabahın erken saatlerinde 6.2-6.4 arasında olmak zorundadır, 6’nın altındaki değerler mineral ve amino asitlerin yeterince emilemediğinin işareti olup 6.8-7 pH değerleri ise hazmın yavaş olduğunun göstergesi olmaktadır. Bu değerlerin dışındaki pH değerleri vücudumuzda bir şeylerin doğru gitmediğinin en açık göstergesi olmaktadır. Ancak birçok tıp doktoru maalesef günümüzde, özellikle doğulu araştırmacıların bu konuyla ilgili yaptıkları araştırma ve deneyimlerini göz ardı ederek, vücuttaki pH değerlerini ve buna bağlı olarak gelişen asiditeye önem vermeyerek, hastasının vücudundaki düşük pH değerlerini görmesine rağmen, insan vücudunun bütüncül yaklaşımını göz ardı ederek hastasının asiditeyi yenmesi için beslenmesi, yada yaşam şartlarında ne gibi değişiklikleri yapmasını söylemek yerine bu sorunu yine asidik bazı kimyasal ilaçlar vererek tedavi etmeye kalkmaktadırlar ki buda çoğu zaman hastanın asiditesini arttırmaktan ve özellikle bazı organlarını daha fazla tahrip etmekten öte başka bir işe yaramamaktadır. 

Asidite, doğal olarak hücre bozulmasının sebebidir. Asidite oluşumunun ana sebepleri ise metabolizma bozuklukları, kötü beslenme ve çevresel kirlenmedir.

Asidite önemsenmesi gereken bir olgu olup özellikle kanımız asidik olduğunda öncelikle uyuşukluk hali ve yorgunluk hissederiz ve vücudumuz soğuk almaya yatkın hale gelir.Daha fazla asidik olması halinde ise mide bulantısı ve ağrısı devamında kusma , baş ağrısı, göğüs ağrısı ve aseton’a benzer ağız kokusu gibi belirtiler gözlenebilir.Asiditesi artmış olan insanlarda sinirlilik, depresyon, hücre azalması, vücut ağrılarının artması, kronik yorgunluk gibi belirtiler gözlenmektedir.

Vücudumuzdaki pH’ın kontrolü üçlü bir sistem tarafından yapılmakta olup, üriner sistem, solunum sistemi ve fizyolojik tamponlama sistemidir. Asiditenin normal sınırlar dışına çıkması halinde idrar yoluyla derhal atılması gerekmektedir. Kanımızdaki pH değerinin normal değerleri aşması halinde asidik artıkları içinde barındırmayan kan, asidik artıkları bize daha az zararlı olacak şekilde ve kan dolaşımının en az olduğu mafsallar, kan karın bölgesi, pankreas çevresi vs. gibi vücudun diğer bölgelerinde birikmesine neden olarak vücudu hastalanmaya yatkın hale getirmektedir. Aşırı şişmanlığın nedeni yağ asitleridir. Beslenme bozuklukları sonucunda örneğin aşırı karbonhidrat tüketilmesi durumunda bunlar vücutta yağ asidi haline gelerek daha sonra yakılmak üzere kadınlarda kalça ve göğüslerde, erkeklerde bel ve karın hizasında depolanırlar, kılcal damarların genellikle tıkanmış olduğu bu bölgelerdeki organ ve dokularda bu nedenle kan dolaşımının yeteri kadar yapılamadığında ise Diyabet, yüksek tansiyon, kolestorol gibi birçok kronik hastalık gelişebilmektedir.

Kan pH’ının düşmesi hücre metabolizmasını önemli derecede etkileyen enzimatik reaksiyonların aksamasına neden olmakla birlikte vücutta asiditenin artması hücre duvarlarına zarar vermesi nedeniyle damar hastalıklarının ortaya çıkmasınında en önemli sebeplerinden birisi olmaktadır.

Asiditesi yüksek kola vs. içecekler içtiğimizde veya egzersiz yaptığımızda, kanımızın asiditesi hemen yükselmekte olup vücudumuz bunu normal hale getirmek amacıyla hemen harekete geçmektedir..Örneğin birçok ailenin hala sofrasından eksik etmediği kola benzeri gazlı içeceklerin pH değeri 2.5 olup , içilen bir bardak gazlı içeceğin nötralize edilerek vücuda zararsız hale gelebilmesi için pH değeri 10 olan 32 bardak alkali su içilmesi gerekmektedir, günde en fazla 3-4 bardak su içenlerin yoğun olduğu ülkemizde içilen bir bardak kolanın vücuda ne kadar büyük zarar verdiğini maalesef çoğumuz anlamamak için direnmekteyiz. Bu durumda vücut alkali dengesine yeniden kavuşmak için bünyesinde bulunan alkali rezervlerine yönelmek zorunda kalmaktadır ki bu durumda kemikler ve dişler öncelikli olarak zarar görmekte ve bu durumun sürmesi halinde ise mineral eksikliği nedeniyle ciddi kronik hastalıklar kaçınılmaz hale gelmektedir.

Kola vs. gazlı içecekleri içmek demek; mideye nişasta bazlı şeker, insan metabolizmasının atık maddesi olan karbon dioksit ve fosforik asitten oluşan asit bombası atmak demektir ki , bu asit bombası vücudunuzdaki kalsiyum depolarında sürekli ve hızlı bir azalmaya neden olmaktadır.

Kan plazmasında bulunan alkali bileşik sodyum bikarbonat ile asidik bileşik karbonik asit denge içerisinde bulunmakta olup örneğin egzersiz sırasında kanımızdaki karbonik asit miktarını arttırdığımızda kanımız hemen asidik hale gelmekte ve bunun sonucunda sık ve derin nefes almaya başlayarak kanımızdaki karbonik asidi karbon dioksit formunda ciğerlerimizden atmak suretiyle kanımızdaki asiditeyi düşürmeye çalışmaktayız, işte bu noktada nefes almayı bilmenin ve nefes tekniklerinin önemi daha belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Sağlıklı olabilmek için doğru nefes almayı kesinlikle öğrenmemiz gerekmektedir, akciğer kapasitesinin tamamını kullanmayı öğrenerek her nefes alınışında ciğerlerdeki havanın % 10 civarında değiştirilebilmesi mümkünken, diyafram nefesi alınması durumunda ciğerlerdeki havanın % 50 civarında değiştirilebilmesi mümkün olabilmektedir ki bunun başarılması ve diyafram nefesinin alışkanlık haline getirilmesi vücuttaki karbondioksitin daha düzenli atılmasına yardımcı olarak vücuttaki asiditeninde azalmasına ciddi katkı sağlamaktadır. Derin, yavaş ve doğru nefes almanın vücut için önemi büyüktür, bu sayede vücuttaki kan kalitesi, artacak olan oksijen oranı nedeniyle toksin atılımını kolaylaştıracaktır.

On beş dakikalık yavaş, düzenli ve diyafram aracılığı ile derin soluma, sinir sistemini iyileştirici paasempatik konuma geçirerek kan dolaşımını anında hızlandırır, kan basıncını düşürür, bezlerin salgılamalarını destekler, sindirim fonksiyonlarını geliştirir ve tüm bedende detoksu ve bağışıklık tepkisini harekete geçirir, zihni sakinleştirir, duyguları yatıştırır ve stresi uzaklaştırır.

Bu nedenle düzenli yemek yememiz gerektiği gibi günün belli zamanlarında düzenli derin diyafram nefesi almayı da alışkanlık haline getirmeliyiz.

Aslında vücudumuz sürekli arınma ve kendini temizleme mekanizmasına sahip olarak yaratılmış olmakla birlikte, bu mekanizmanın sağlıklı çalışabilmesi için insan olarak vücudumuzda bazı şartları sağlamak zorundayız. Bunun için en önemli şart, kanımız ve dokularımızda oksijen bakımından zengin ve alkali bir ortam sağlamak suretiyle bedenimizin kendisini temizleyebileceği bir ortamı sağlamaktır. Havayı ve suyu bu anlamda kullanmayı öğrenmek zorundayız. Nefes almayı bile çoğumuzun bilmediğini göz önünde bulundurur ve günümüzde yaşam koşullarını bahane ederek geleneksel yemeklerimizi bırakıp hızlı-hazır yiyecek kültürüne teslim olduğumuz gerçeğini göz ardı etmezsek, bedenlerimizin kendini temizleme mekanizmalarını nasıl bloke ettiğimiz daha iyi anlaşılacaktır ki bunun sonucunda artan ve yaygınlaşan hastalıklara şaşmamak gerekmektedir

Vücudumuzdaki asiditeyi düşürmenin bir başka yolu ise; vücudumuzdaki alkali bileşikler olan sodyum bikarbonat ve sodyum fosfat tamponları sayesinde asiditeyi kontrol altına almaktır ki bunun sonucunda ortaya çıkan asidik dihidrojen sodyum fosfat tuzu ise birinci yöntemde ortaya çıkan ve uçucu olan karbonik asit gibi kolay kaybolmamakta ve uçucu olmayan zayıf asidik karakteriyle böbreklerden atılabilmesi nedeniyle zaman zaman böbreklerin zorlanmasına neden olmaktadır. Vücudumuzda alkali olması gereken bölgelerde bazı istisnalarda bulunmaktadır, örneğin mide ve çevresi asidik olması gerekirken, bağırsak ve çevresinin ideal olarak alkali olması gerekmektedir ki bazı durumlarda yanlış beslenme sonucunda bağırsaklarımızda da daha asidik ortamlarla karşılaşılmaktadır ki bunun sonucunda birçok zararlı bakteri ve parazitin yaşamasına ortam sağlayan bu durum birçok ciddi rahatsızlığa davetiye çıkartmaktadır.

Asit formdaki mineraller; fosfor, klor, sülfür, iyot ve bromdur. Asidite çok hassas bir yapıya sahip olan hücreleri aşırı derecede bozarak hastalıklara ve normal olmayan kanser gibi hücre fazlalaşması hastalıklarının önemli bir nedenidir.

Araştırmalara göre insanların günümüzde yaşadığı hastalıkların en önemli nedeni, vücutta asidik ve oksijensiz ortamın oluşmasına neden olan asidik beslenme ve olumsuz duyguların vücutta barınmasına neden olan olumsuz düşüncelerdir.

Diğer taraftan vücuttaki asidik ortam vücudumuzdaki alkali formda elementler olan Sodyum, Potasyum, Kalsiyum, Magnezyum ve Demir elementlerinden sodyum, Kalsiyum ve Magnezyumun’da dengesini bozmaktadır. Asidite yaşayan vücut asidik ortamı nötralize etmek amacıyla kalsiyumu, kemiklerden ve dişlerden almak suretiyle vücuttaki depolanmış alkali mineral dengesinin bozulmasına neden olarak bazı önemli hastalıkların da gelişmesine neden olmaktadır.

Vücut asiditesi aşırı artmış olan kişilerin ciltleri alkali olan kişilere göre çok daha fazla kırışık, aşınmış, sarkık ve sağlıksız görünümdedir bu nedenle asidite yaşlanmayı hızlı bir şekilde arttıran ciddi bir olgudur.

Bu gerçekler ortada iken günümüzde insanların vücudun gerçeklerini bir yana bırakıp vücudun ihtiyacı olan alkaliniteyi artırmak amacıyla doğal ve alkali beslenme, huzurlu yaşam, pozitif düşünce yerine , doğal olmayan yöntemlerle vücutlarındaki yağları aldırmaya kalkmaları, kilo vermek amacıyla birçok ilacın kullanımı, yüz gerdirmeleri, botoks uygulamaları, bazı yaşlanma karşıtı suni uygulamalar, buz dağının görünen kısmıyla uğraşmaktan öte hiçbir anlam taşımayan anlamsız çabalardır.

Vücudun dokuları, organları vs. asidik ortamdan ciddi zarar görerek yıpranırken, yaşlanırken, yüzümüzü gerdirmenin ne anlamı olabilirki ? Doğru olan; vücudumuzdaki asiditeyi, aşırı yağlanmayı, yaşlanmayı yok etmek amacıyla, alkali beslenmek ve alkali su tüketmek ve olumsuz duygu ve düşüncelerden mümkün oldukça uzak huzurlu bir yaşam sürmeye çabalamaktır, ancak bu sayede sağlıklı, düzgün ve genç bir vücuda sahip olabiliriz.

Sağlıklı olabilmek için vücudumuzda gereken alkali ortamı yaratmak amacıyla sadece alkali beslenme ve alkali su içmek elbette yeterli olmamaktadır. Düşünce ve duygularımız da vücut kimyamızı değiştiren ana etkenlerdendir. Sadece alkali beslenmek ve alkali su içmek sağlık için yeterli olamamaktadır, ek’te tablo halinde verilen olumsuz düşünce ve duygulardan uzak pozitif düşünce ve pozitif duygular ile dolu huzurlu bir yaşamda vücudumuzda alkali ortamın yaratılması için gereken önemli bir olgudur. Korku, keder, acı, kıskançlık, nefret, vb. duygular vücudumuzda asidik ortam yaratılmasına neden olurken sevgi, aşk, mutluluk vs. gibi duygular alkali ortamın doğmasına neden olmaktadır. Zihinsel ve duygusal enerjinin pozitif olması, alkali sebze ve meyvelerle oluşturulmaya çalışılan alkali ortam için çok daha önemli bir etken olmaktadır. Sağlıklı ve güçlü alkali bir beden için vücutta önemli bir yeri olan güneş ışınlarıda, asiditeye neden olan karanlık gibi son derece önemlidir.

Duyguların enerji bedene etkileri

Duyguların enerji bedene etkileri

Duyguların enerji bedene etkileri

Coşku kalp ile bağlantılı bir duygudur. Coşku duygusunun tam tersi duygular kalp ve akciğer fonksiyonlarını etkileyebilir. Kalp sorunlarının olası zihinsel nedenleri arasında, çoğunlukla sevgi alış verişinin engellenilmesi, kalbin endişe keder gibi duygularla yorulması gibi etkenler yer alır. Coşku duygusu negatif iken, zihinsel dağınıklık oluşur.

Dehşet duygusu ve beraberinde panik duygusu kalbi etkiler. Hızlı kalp atışı zihinsel telaş ve soğuk ter belirgin özellikleridir. Psikiyatride panik bozukluk ‘panik atak’ olarak tanımlanır.

Endişe duygusu dalak üzerinde etkisini gösterir. Bu problem üzerine aşırı düşünmek sıkıntı hissetmek dalak enerjisini bloke eder. Depresyon huzursuzluk iştah azalması, yorgun kol ve bacaklar, karın şişliği ve bayanlarda adet dönemi bozuklukları olarak ortaya çıkabilir.

Üzüntü ve Yas akciğerlerin enerjisini bozar ve solunum sıkıntıları ortaya çıkabilir. Örneğin bronşit, astım gibi sorunlar sevilen birinin kaybedilmesiyle ilişkilendirilebilir. Ve bireyin kendisini bastırılmış boğulmuş hissetmesi, bireysel bağımsızlığını hissedememesi durumlarında ortaya çıkabilir. Göğüsten gelen derin öksürükler mutsuzluğun göstergesi olabilir çünkü ciğerlerdeki enerji sıkışmıştır.

Korku böbreklerin temsil ettiği bir duygudur ve sırt ağrıları idrar yolları problemlerine yol açabilir ve yalnızlık duygusunu körükler.

Öfke karaciğerin enerjisini bozar. Baş ağrıları, baş dönmesi, sırt ağrıları şeklinde etkisini gösterebilir.

kaliteli hizmet anlayışı

İşletme çalışanları seçiminizde etkilimidir? Görünüşleri, iş becerileri, iletişimleri sizi nasıl etkiler?

Öncelikle bir kurumun yada bir işletmenin aynası en küçük yapı birimi çalışanlarıdır. Hizmet sektöründe kişisel bir imajdan her müşteri etkilenir. Bu sadece garsonla , bir kasiyerle, bir bankanın güvenlik görevlisiyle okulun öğretmeniyle hep bir küçük yapı taşıyla kendini belli eder.

tough-at-work

Bir kurumda yada işletmede çalışanın kişisel görüntüsü o işletme hakkında ufakta olsa izlenimler verebilir. İşletmenin disiplini yönetim organizasyonunun ne seviyede olduğunu gözler önüne sermekle kalmaz saygı çerçevesinin ilk adımlarını oluşturur.bad-teacher_610-e1349814127945

 Kişisel iletişimi eksik olan bir çalışan çalıştığı kurumun prestijinde kötü bir izlenim bırakabilir talebin düşmesinde en büyük etkiyi yaratır. Sosyal anlamda bir yoksunlu iş becerrilerinde tümüyle etkide bulunabilir.

Security-Guard

İş becerileri, iş konusunda kişinin yaptığı işe duruma ve müşteriye etki alanını oluşturur. Bu etki alanında yeteneklerini ve donanımlarını kullanmakta yetersiz kalması müşteride bir doyumsuzluk memnuniyetsizlik durumunu ortaya çıkarabilir. Günümüzde artık rekabet yüksek düzeyde olduğu içindir ki kaliteli bir sunum düzgün bir kompozisyon önemli olmakla birlikte  işletmenin yaşamsal sürecini belirler.

Evim güzel hayatım

Bir dağın yamacında bir ev. Herkesten ve herşeyden uzak. Geniş büyük bir alan içinde oturuyorum çalışıyorum müzik yapmak okumak spor yapmak hepsini bir aynı yerde yapmak istiyorum. Birinde ilerleyip diğerinde gelişiyorum  kendimle yarışıyorum her alanda sağlıkta işte güçte akılda mantıkta hep kendimi yenmekteyim.

Çatısız bir teras camla kaplanmış bir koruma kalkanı. Yeşil yapraklı irili ufaklı sebzeler yetiştiriyorum. Toprak bana ben ona ilgi duyuyorum biz iyi bir ikiliyiz . Maydanozlar marullar pırasalar biberler domatesler hepsi büyüdüler büyümekteler.

Asalak bir yaşamdan eser yok ne trafik ne iş stresi ne kira ne su ne elektirik hiç biri dert değil burda . Tek sorun var oda sorunun olmaması. Tatlı bir yaşam alanı. Düzen ilk kuralda herşeyde. Ölçü vazgeçilmez bir başyapıt. Yaşamı güzelleştiren herşey burda. Bütün yükünden kirinden pasından ayrılmış bir dünya mabedi. Ömrüne ömür katan bir yeri kim istemez ona kim sırtını dönebilirki.

( SOKRATES KİTABINDAN- SAY YAYINLARI- PROF. DR. AHMET CEVİZCİ)

Görsel

Aristippos’a göre insan mutluluğa ancak bilginin yardımızlay ılaşabilir, bilgi bie hayatın nimetlerinden doğru bir biçimde yararlanmayı öğrettiğinden, bizi önyargı ve kuruntulardan kurtardığından biz insan varlıklarını geleceği istemekten ve geçmişe  bağlanmaktan koruduğu ve bizde kendi kendimizin bilincine varma özgürlüğü yarattığından dolayı bilgi yada bilgelik haz içinde geçecek uyumlu bir yaşama varmak için en önemli araçtır .

Humbert

 

“OKU” yorum.

Okumalı ama neyi ? nasıl ? ne zaman ? Bir ilgidir okumak bir boş vakit eğlencesi kimisi bilgilenmek için okur kimisi zamanın akışında eline almıştır okuyordur merakla inceler kimisi okur okumasına ancak neden okuduğunun ne okuduğunun da farkında değildir. Yeni cümlelerle yeni konular keşfetmek … Hiç kahve içmemiş bir gemicinin bir kahve ağaçları adasına uğraması hiç zeytin görmemiş bir Afrikalı’nın egeye uğraması kadar farklı duygular yaşatır.

Ne okumalı ? Günlük planınızda işinizle ilgili güncel yayınları takip etmeli farklı konularda donanım sahibi olmalısınız. İlgilendiğiniz konularda bir kaç yazar tanımalı onların fikir bütünlüğünden kendi servetinizi zenginleştirmelisiniz. Farklı alanlarda, farklı kültürlerde, yaşanmışlıkların ve düşünceleri keşfetmeli bakış açılarını kazandırmalısınız ruhunuza. Bir yazarın kalemiyle dedektif olurken aynı kalemden suçlunun neler hissettiğini anlayabilir hissedebilirsiniz.Bir proje bir eğlence bir vakit geçirme ancak ne olursa olsun bu alışkanlığı sürdürebilmelisiniz.

Nasıl okumalı ? Nasıl okuduğunuz çok önemi yok anlam katıp yorumlayabildiğinizi hissediyorsanız işte okuma amacına ulaşıyor demektir. Körü körüne inanmadan bilgi sürecinden geçirerek bilinenlerle harmanlayarak okumalısınız nasıl bir sebzeyi yıkamadan soymadan kullanamıyorsanız bilgiyide işlemeden kullanamazsınız.

Ne zaman okumalı ? Arabada, evde, tenefüste, izinde, kumsalda, tuvalette ,yemekte, yatakta, koltukta, uçakta, trende nerde olursanız olun eğer dünden farklı bir düşünce biçimi kazanabilirseniz ne zaman olduğu mühim değildir. Hepsini ezberlemenize gerek yok ana fikiri alabildiyseniz yeterli demektir. 

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.